Yaşar Kaykun ilerleyen yaşına rağmen ahşap yakma ve hat sanatını sürdürüyor
İSTANBUL (AA) - AHMET ESAD ŞANİ - Ordu'nun Aybastı ilçesinde 1937'de dünyaya gelen Yaşar Kaykun, 19 yaşında geldiği İstanbul'da bir yandan geçimini sağlarken diğer yandan ilim ve geleneksel sanatlar yolculuğunu sürdürdü.
İlerleyen yaşına rağmen öğrenmeyi, üretmeyi, yazmayı ve ahşaba estetik dokunuşlar yapmayı sürdüren Kaykun, hem hat hem de ahşap yakma sanatına sunduğu özgün katkılarla dikkati çekiyor.
Yaşar Kaykun, AA muhabirine sanatına dair yaptığı açıklamada, İstanbul'a ilk geldiği yıllarda hem geçimini sağlamak hem de ilim öğrenmek için büyük gayret sarf ettiğini söyledi.
İstanbul'a 1956'da yerleşen 89 yaşındaki Kaykun, Gönenli Mehmet Efendi'den ders aldığını, yokluk içinde geçen öğrencilik yıllarında hamallık yaparak geçimini sağladığını anlattı.
- "60 yaşımda hat yazmaya başladım"
Kaykun, geleneksel hat sanatına olan tutkusunun çocukluk yıllarındaki medrese eğitimine dayandığını ancak usta isimlerden ders alarak ilerleme sürecinin 60 yaşından sonra şekillendiğini belirterek, "Ben medreseden yetişmeyim. Baktık ki estetiğe, kaleme ve yazıya biraz kabiliyetimiz var, 60 yaşımda Hüseyin Kutlu hocada rik'a yazısına başladım. Daha sonra Arif Vural hocam ile devam ettim. Ondan sülüs dersi aldım. Mustafa Parıldar hocamızdan da yine sülüs dersi aldık. Böyle meşk ede ede devam edegeldik." dedi.
Ahşap yakma sanatını tamamen kendi gayreti, gözlemleri ve azmiyle öğrendiğini ifade eden Kaykun, "Bir gün memlekette bizim Aybastı Merkez Camii'nin minberine birinin yakma tekniğiyle ayetler yazdığını gördüm ve hoşuma gitti. Biz de öylelikle başladık, kimseden ders almadık. Bu vakte kadar da devam ettik." diye konuştu.
Yaşar Kaykun, hat yazısını meşe tahtası üzerine işlediğini, 1990'lı yıllardan bugüne 30 yılda ahşap yakma sanatıyla hüsnühat tabloları yaptığını ifade etti.
- "Besmele hakkında 300 sayfalık kitabım, 100'e yakın tablom var"
Çeşitli kültür merkezlerinde kişisel sergiler açtığını ve elinde geniş kapsamlı bir sanat arşivi bulunduğunu dile getiren Kaykun, şunları kaydetti:
"Hat sanatı sabır isteyen bir sanattır. Yorulmayacaksın, bakacaksın, dikkatle işleyeceksin. Benim besmele hakkında 300 sayfalık bir kitabım var. İçinde besmele türleri yazılı. Mesela ben ayrı bir yazı yazıyorum, sen ayrı yazıyorsun, öteki kendi kafasına göre besmeleyi istifliyor. O yazıları fotokopide büyütüyorum, meşe tahtasının üzerine karbon kağıdı koyup aktarıyorum. Sonra kademeli cihazımla tek tek yakarak tablolaştırıyorum. Evimde 100'e yakın ahşap yakma hüsnühat tablosu duruyor, hepsi el emeğim, göz nurum. Bunun yanında aharlı kağıtlarım var, hatta kendim aharlı kağıt yaptım, kocaman rulolar halinde duruyor. Yaşlandığımız için hepsini kullanamadık. İki binden fazla tarihi belge ve arşiv var elimde. Tek başıma kişisel sergiler açtım, insanlara bu sanatı tanıttım."
Eminönü'ndeki sergisinde yaşadığı bir anısını paylaşan sanatçı, "Eminönü Camisi'nin kemerinin altında sol tarafta sergi yerimiz vardı. Bir Amerikalı turist geldi, telefonunda bir yazı getirdi, Türkçeyi öğrenmiş tercümanı da yanında. 'Burada ne diyor?' diye sordu bana. Baktım, gözden geçirdim, İhlas Suresi yazıyor, okudum ve manasını tercüme ettim. Adamın o kadar hoşuna gitti ki şaşırdı kaldı. Ben de 'Bunu bana ver' dedim. Bana o çıktıyı verdi. 'Bana da bunun aynısından yapar mısın?' dedi. Yapmaz mıyım? Sanat böyle güzel bir şey işte, dili dini farklı insanları aynı estetik değerde buluşturuyor." dedi.
- "Bu sanatın ve birikimin gençlerin elinde yaşamaya devam etmesi en büyük temennimdir"
Doğaya ve yeşile olan sevgisini de Kısıklı'da diktiği ağaçlar ve memleketi Aybastı'ya gönderdiği fidanlarla sürdüren Kaykun, kardeşiyle birlikte çevresindeki ağaçları yetiştirdiğini anlattı.
Yıllar boyunca büyük bir sabır ve el emeğiyle ortaya koyduğu sanat eserlerinin ve zengin arşivinin geleceğiyle ilgili arzularını paylaşan Yaşar Kaykun, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Evim dar ve eserlerim çok fazla. 100'e yakın ahşap yakma hüsnühat tablom var, aharlı kağıtlarım, kamışlarım duruyor. Bu eserlerin hepsini Mehmetçik Vakfına devretmeyi düşünüyorum ya da eğer böyle samimi, okumayı ve sanatı seven iyi bir hafız çıkarsa ona hediye edebilirim. Hem medrese derslerimizi hem de Osmanlıca derslerimizi gençlere devretmek isterim. Bu sanatın ve birikimin gençlerin elinde yaşamaya devam etmesi en büyük temennimdir."