İSTANBUL (AA) - Medya dünyasının deneyimli isimleri, "Çizgi Roman Söyleşileri" kapsamında düzenlenen "Medya ve Sosyal Medyanın Gençler Üzerindeki Etkileri" başlıklı etkinlikte bir araya geldi.

Rami Kütüphanesi'nde gerçekleştirilen söyleşide, geleneksel medyadan dijital yayıncılığa geçiş süreci, sosyal medyanın bilgi kirliliği üzerindeki rolü ve genç neslin dijital alışkanlıkları masaya yatırıldı.

Söyleşiyi yöneten Fehmi Demirbağ, geçmişte medyada masa başında yazılan asparagas haberlerin çokça yer aldığını belirterek, "Sipariş edilen haberler dönemini yaşadık. Siyasetle bağlantısını konuşmak bile istemiyoruz. Çünkü bağlantılarla, uydurma haberlerle bu ülkede partiler kapatıldı." dedi.

Demirbağ, bugün medyanın sosyal medyadan beslendiğine dikkati çekerek, geleneksel medyada sosyal medyadan alınan haberlere ve içeriklere de yer verildiğini, influencerların neredeyse kanaat önderi konumuna geldiğini ifade etti.

- "Sosyal medyada haber aramak, kasapta takım elbise aramaya benzer"

Dijital yayıncı ve yazar Abdurrahman Uzun, "Dijital Çağda Görünmeyen Cephe" başlıklı sunum yaparak, dijital platformların bir haber mecrası olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

Sosyal medyanın bir harp meydanı gibi görüldüğünü ve sert tartışmalara sahne olduğunu dile getiren Uzun, "Orası bir çatışma alanı. Biz toplum olarak o çatışmayı sevdiğimiz, çatışmadan beslendiğimiz için de sosyal medyanın içerisinde o kadar vakit geçiriyoruz. Sosyal medyadan eğer 'Bir haber alayım, buradan bir bilgi edeyim ve ben bu bilgiyle beraber kendimi geliştireyim.' diye beklerseniz, bu bir kasap dükkanına gidip takım elbise aramaya benzer." şeklinde konuştu.

Televizyon kanallarında topluma karşı olan sorumluluğu yerine getirme duygusundan çok reyting kaygısıyla hareket edildiğinin altını çizen Uzun, şunları kaydetti:

"Niye düzgün bir haber alamıyoruz; Çünkü biz huzurdan uzaklaştık. Eskiden köyde kamyonların arkasında 'Huzur İslam'da' diye yazardı. 2026 yılında tekrar o kamyonun arkasındaki yazıya dönmek zorundayız. Eğer huzur arıyorsak, televizyonlardaki programlarda veya sanatla alakalı olan mecralarda değil, huzur İslam'da. Eğer biz Hz. Mevlana'nın söylediği o pergel metaforundaki gibi pergelin bir ayağını İslam dairesinin içerisine tutabilirsek, diğer ayağı ne kadar açabilirsek açalım, biz o huzurdan nasipleneceğiz."

- "Gazze'deki soykırım görüntüleri sıradanlaşmaya başladı"

Gazeteci Cüneyt Özdemir ise konuşmasında medyanın geçirdiği dönüşümü ve bu dönüşümün genç kuşak üzerindeki yansımalarını ele aldı.

Sektöre ilk girdiği yıllarda medyada Türkiye'nin sorunlarından uzak yayınlar yapıldığını aktaran Özdemir, "Ana haber bültenlerinin magazin içerikli haberlerle dolu olduğu bir dönemdi. Türkiye'de 1990'lı yıllarda nesiller böyle uyutuldu." değerlendirmesini yaptı.

Günümüzde ise toplumda infiale sebep olan olaylarla izleyici çekilmeye çalışıldığını belirten Özdemir, yaşanan olayların sıkça gösterilmesinin duyarsızlaşmaya yol açtığını vurguladı.

Özdemir, Gazze'de yaşananlara verilen tepkilerin zamanla değiştiğine işaret ederek, "Hatırlayalım, Gazze'de soykırım başladığında görüntülere bakar, öfkelenir, 'Bir şeyler yapmamız gerekir.' derdik. Sonra baktık ki artık o görüntüler o kadar sıradanlaşmaya başladı ki çevremdeki arkadaşlarımın 'Artık bakamıyorum, dayanamıyorum, artık görmek de istemiyorum' deyip böyle kolaycılıkla işin içinden sıyrılmaya çalıştıklarını duymaya başladım. Yaşanan bir olay sıkça dile getirilirse medya aracılığıyla ya da bu dijital mecrada, artık kanıksamaya başlıyorsunuz." görüşünü paylaştı.

Geleneksel medyadaki şiddet içeriklerine değinerek, bunlara geniş yer verilmesinin zararlarına değinen Özdemir, "Sabah başlayıp geceye kadar dizilerde, kuşak programlarında bu şiddet içerikleri aşırı dozda veriliyor. Dolayısıyla bazı olaylar yaşandığında ben artık şaşırmıyorum." değerlendirmesinde bulundu.

Söyleşi, konuşmacıların katılımcılardan gelen soruları yanıtlamasının ardından sona erdi.